5.02.2016

Arap bacılar ve konuşan karga

 Eski İstanbul ramazanlarının özelliklerinden biri de susamcı ve dolmacı Arap bacıların her zamandan ziyade meydanda görünmeleri idi. Bilhassa hamamların  köşelerinde oturup tepsilerini önlerine koyarlar, Ramazandan gayrı günlerde yalnız gündüzleri kadınların yıkanma saatlerinde bekledikleri halde akşamları da iftara yakın saatlerde yerlerinden ayrılmazlardı. Çocukluğumda gördüğüm ve iyice hatırladığım bu levha, Zeyrek Hamamının duvarı köşesindeki bacının hayalidir.  Bazı kimseler iftar topunu karşıki kahvelerden birinde patlatırlar, kahveci çırağı hemen bacıya eli ile bir işaret sallardı.  Bu suretle dolma ile oruç bozanlara yanımdaki uşakla, Unkapanındaki babamın yaşlı dadısı ile lalasını iyarete gittiğim ve evdeki iftara geç kaldığım bir akşam şahit olmuştum. O zamanlar beş altı yaşlarında vardım.

 Sokaktaki bacılar böyle susamcılığa vee dolmacılığa nasıl düşmüşlerdi. Nasıl düşerlerse düşsünler yine talihli sayılırlardı. Çünkü pek küçükkken Afrika'dan kaçırılıp esirciler eli ile satıldıkları konaklar veya evlerde uun zaman iyi yahut kötü muamele görerek insafsızca çalıştırıldıktan sonra bazıları fazla tahammül edemezler ve bohçalarını alınca kaçarlardı.

 Burada çocukluğumun bir Arap bacısını da anlatayım. Ben onu tanımadım, fakat hikayesini büyüklerimden çok dinledim. Beni o kadar çok severmiş ki, Afrikalı zencilere mahsus bir hünerle bir kargayı dilini büküp kafaya koymuş. Bu ameliyatla kargaya bir kaç söz  konuşturulurmuş. Karga, bacının uğraşa uğraşa bellettiği şu iki sözü söylermiş; 1- Halit baba, nerede o, nerede o? 2 - Bakkalll!..

 Bu Bakkalll!.. haykırışı, Kırkçeşme Çıkmaz terazi sokağının başındaki Rum Bakkalı çağırışı...

 Yaz gelince, bacı, kafesi açık pencerenin önüne asarmış ve karga cenapları keyiflenince başlarmış yine nağmesine, Halit baba, nerede o, nerede o? Arkasından da o çığlık: Bakkalll!..

 Karga bu çağrıyı o kadar tabii bir insan sesi ile yapaarmış ki bakkal hemen "efendim" diye dükkandan fırlar, sokağa dalarmış. o zaman alaycı, muzip karganın sokağı çınlatan kahkahası...

 Bakkal Yordan bu kargadan o kadar bıkmış, bakıcıya o kadar dert yanmış, şikayet etmiş ki nafile! bacı lafı anlar mı? Karga, yaz güneşine karşı, kafesin içinden Bakkalll diye narayı atmakta. Fakat işin daha tuhafı, bakkalın aldandığı da oluyormuş, sahiden çağrıldığı zaman da kargadır diye dükkandan çıkmıyormuş.

 Bu karga sonra ne olmuş? Onu da anlatayım.1894'deki büyük depremde (Hani Tevfik Fikret'in "Bin üç yüz ondu.. henüz dün bu köhne izbeye sen misafir olmuştun..." dediği depremde) Bakırköy'de bahçeli bir evde oturuyormuşuz. O tarihte ben henüz üç yaşındayım. Üç yaş... Yetmişimi aştıktan sonra bunu söylemek insana biraz tuhaf geliyor. Ne ise bu tarafını geçelim. Annem henü sağ. Depremin korkusundan ailem günlerce bahçede bir çadır kurup oturmuşlar. O telaşla bizim bacı karganın yemini ve suyunu unutmuş. İki gün sonra kargacık ölmüş. O yıl mı, ertesi yıl mı, bacı da sizlere ömür.

Halit Fahri Ozansoy - Eski İstanbul Ramazanları


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder