15.10.2016

Ankara iftar mekanları 2017

Ankara'yı bilenler bilir, Ankara'nın hemen hemen her tarafında çok kaliteli restaurantlar ve iftar yemeği yiyebileceğiniz farklı mekanlar bulunmaktadır. Belki bilmeyenler olabilir ya da Ankara'ya dışarıdan gelenler iftar yemeği mekanlarını bilemeyebilir diye biz bir liste hazırlayalım dedik. Yaptığımız liste ne kadar geniş olursa olsun hiç kuşkusuz ki eksik olacaktır. Eğer bu listede olmasını istediğiniz Ankara iftar yemeği mekanı varsa lütfen yorum olarak sayfaya yazınız, böylece biz de siin yazdığınızı sayfaya ekleyebiliriz.

Ankara iftar mekanları 2017
Hacı Arif Bey Restaurant
Çalgan Et Lokantası
Beykoz Restaurant
Künar Restaurant
Urfa Eyvan Sofrası
Hüsrev
Tavacı Recep Usta
Trilye Restaurant
Halimbey Restaurant
Fırıncı Orhan
Düveroğlu Aile Lokantası
Merkez Lokantası
Kardelen Canlı Alabalık Restaurant
Türkmen Sofrası
Köroğlu Mangal

15.09.2016

Isparta'nın üzüm hoşafı

Isparta'ya giderseniz üzüm hoşafı içmeden dönmeyiniz, sonra bu yazılanları okursunuz ve çok üzülürsünüz. Hoşaf deyince insanın aklına içinde taneleri de olan ve kaşıkla yenen (içilen) bir içecek gelir fakat Isparta'nın üzüm hoşafının içinde taneler yok, bildiğiniz içecek. Ama o kadar güzel bir lezzet ki anlatılamaz. Isparta meydanda bir kaç tane çok kaliteli lokanta var, bunların hangisine giderseniz gidin üzüm hoşafını bulabilirsiniz. Biz lokantada yemek yerken üzüm hoşafı da içtik ve çalışanlara tarifini sorduk. Kuru üzümden de yaş üzümden de yapılabildiğini söylediler bize, üzümlerin mutlaka çok iyi yıkanmış olması gerekiyormuş. Üzümler suda şeker ile birlikte kaynatılıyor ancak işin püf noktası kaynatırken içine tarçın ve karanfil atılması. Bakır bardaklarda getirilen üzüm hoşafı ramazan aylarında da çok hoş bir iftar yemeği içeceği olarak da kullanılabilinir. Afiyet olsun.
Isparta'nın meşhur üzüm hoşafı

28.06.2016

Fırında Çupra

Çupra balığı en lezzetli balıklardan biridir ve denizlerimizde bol miktarda bulunur, denizlerde hem doğal olarak bulunur hem de denizlerin içinde kurulmuş olan baık üretme çiftliklerinde (Dalyan) yetiştirilen Çupra balığını pek çok şekilde pişirebilirsiniz ama bizim tevsiyemiz fırında pişirilmesidir.

 Çupra balığını balıkçıdan aldığınızda içini temizletin, eve geldiğinizde su ile iyice yıkadığınız balığı içini tereyağı ile iyice yağladığınız bir yağlı kağıda koyun, içine bol miktarda domates, biber, soğan, maydonoz koyun ve fırına verin, yaklaşık 45 dakika sonra nefis fırında Çupra'nız hazırdır. Afiyet olsun.
Fırında Çupra

20.05.2016

İstanbul iftar mekanları

 İstanbul'da ramazan ayının en gözde semti hiç kuşkusuz ki Sultanahmet'tir. Yakın geçmişte İstanbul'un en önemli ramazan etkinlikleri hep Sultanahmet'te yapılırdı, o yüzden olsa gerek insanlar Sultanahmet'te iftar yapmaktan çok hoşlanmaktadırlar. Üstelik de Sultanahmet'te her keseye uygun yemek mekanları bulabilmek mümkündür, tarihi semt olma özelliğiyle çok sayıda lüks otel ve restaurantı da içinde barındırır Sultanahmet. Meydanda ekmek arası döner, sucuk vs bulabileceğiniz gibi son derece lüks iftar mekanları da vardır. Sizlere bunlardan bir kaçının linkini verelim, siz hangisini beğenirseniz onu seçersiniz. Ancak İstanbul tabii ki sadece Sultanahmet'ten ibaret değil, hatta İstanbul dünyadaki bir çok ülkeden bile büyük bir alana yayılmış koskoca bir metropoldür, bu yüzden Sultanahmet bölgesi ile başladığımız yazımızı İstanbul'un tüm semtlerine yayarak devam edeceğiz.

Sultanahmet
http://www.armadateras.com/anasayfa
http://www.eltenedor.es/restaurante/house-of-medusa/59607
http://serrafoodie.com/gorkemli-imparatorlugun-mutevazi-sarayi-i/
http://www.giritlirestoran.com/basin_odasi.asp
http://www.reseliva.com/hotel/Ottoman-Hotel-Imperial/index.php?p=picture&lang=th
http://www.mihrirestaurant.com/
http://www.serbethane.net/
http://hamdi.com.tr/

Fatih, Aksaray
http://www.akdenizhataysofrasi.com.tr

21.02.2016

Zimen defteri

 Günümüzde unutulmuş olan eski güzel adetlerimizden biri de zimen defteridir. Malumunuz, mahalleli alışveriş ettiği bakkal, manav, kasap gibi mahalle esnafına borç yazdırırdı. Sonra da eline para geçtikçe bu borçlarını azar azar kapatırdı. Fakir fukara bazen borcunu zamanında ödeyemezse hem esnaf için hem kendisi için sıkıntı yaşanırdı. İşte bu durumları bilen şehrin zenginleri akşam iftar yemeğini yedikten sonra kendi oturdukları bölgeden uzak bir bölgeye gider ve bir esnafın kapısından içeri süzülürdü. "Aç bakalım şu kara kaplı defteri" deyip mahallenin fakir ailelerinin borcunu öderdi. Ne esnaf gelen kişiyi tanır, ne de fakir fukaranın borcunu kapatan kişi kimin borcunu kapattığını bilir, ne de borcu ödenen kişiler kimin ödediğini bilirdi. Tıpkı kültürümüzde olduğu gibi sağ elin verdiğini sol el duymazdı, görmezdi. Bu tür uygulamaların günümüz insanlarına da örnek olmasını dilemekten başka elimizden bir şey gelmez. Günümüzde insanlar birine bir şey verecekleri zaman televizyon kameralarını çağırıp televizyonların öneünde veriyor. Ya da birileri iftar yemeği vereceği zaman kocaman afişlere ismini yazdırıyor,"Bu akşamki iftar yemeğini falanca kişi veriyor" diye, edep ya hu, edep.

6.02.2016

Güveçte etli yaprak dolması

Malzemeler:
Yarım kg kadar orta yağlı dana kıyma
2 parça kemikli et
Yarım kg kadar yaprak
5-6 tane orta boy soğan
5-6 diş sarımsak
Yarım kilo kadar orta boy domates
2 su bardağı pirinç
Dereotu
Maydonoz
Taze nane
1 Çorba kaşığı domates salçası
Sıvı yağ

Yapılışı: Yaprakları soğuk suda iyice yıkadıktan sonra yaklaşık 15 dakika ılık suda bekletelim.
Derince bir kaba kıymamızı, pirincimizi, ince ince doğradığımız domates ve soğanlarımızı, ince kıyım yaptığımız nanemizi, maydonoz ve dereotumuzu, salçamızı ve tuzumuzu koyarak iyice yoğurarak dolmamızın içini hazırlayalım. Yapraklarımızın saplarını temizleyerek geniş kısmına iç harcımızı koyarak düzügün bir şekilde saralım. Güvecimize sıvı yağı ve kemikli etimizi koyarak altını yakalım ve bir kaç  dakika pişirelim ve güveci ocaktan alalım. Şimdi sardığımız dolmaları muntazam bir şekilde güvecimizin içine dizelim ve üzerine çıkacak kadar su ekleyelim. Son olarak güvecimizi ağır ateşte pişirelim. Güvecin içine koyduğumuz etli kemik dolmamıza harika bir lezzet katacaktır. Dilerseniz servisi tabak yerine küçük güveçlerde de yapabilirsiniz. Üzerine yoğurt ve domates sosu koyarak dolmamızı daha lezzetli hâle getirebiliriz.


5.02.2016

Arap bacılar ve konuşan karga

 Eski İstanbul ramazanlarının özelliklerinden biri de susamcı ve dolmacı Arap bacıların her zamandan ziyade meydanda görünmeleri idi. Bilhassa hamamların  köşelerinde oturup tepsilerini önlerine koyarlar, Ramazandan gayrı günlerde yalnız gündüzleri kadınların yıkanma saatlerinde bekledikleri halde akşamları da iftara yakın saatlerde yerlerinden ayrılmazlardı. Çocukluğumda gördüğüm ve iyice hatırladığım bu levha, Zeyrek Hamamının duvarı köşesindeki bacının hayalidir.  Bazı kimseler iftar topunu karşıki kahvelerden birinde patlatırlar, kahveci çırağı hemen bacıya eli ile bir işaret sallardı.  Bu suretle dolma ile oruç bozanlara yanımdaki uşakla, Unkapanındaki babamın yaşlı dadısı ile lalasını iyarete gittiğim ve evdeki iftara geç kaldığım bir akşam şahit olmuştum. O zamanlar beş altı yaşlarında vardım.

 Sokaktaki bacılar böyle susamcılığa vee dolmacılığa nasıl düşmüşlerdi. Nasıl düşerlerse düşsünler yine talihli sayılırlardı. Çünkü pek küçükkken Afrika'dan kaçırılıp esirciler eli ile satıldıkları konaklar veya evlerde uun zaman iyi yahut kötü muamele görerek insafsızca çalıştırıldıktan sonra bazıları fazla tahammül edemezler ve bohçalarını alınca kaçarlardı.

 Burada çocukluğumun bir Arap bacısını da anlatayım. Ben onu tanımadım, fakat hikayesini büyüklerimden çok dinledim. Beni o kadar çok severmiş ki, Afrikalı zencilere mahsus bir hünerle bir kargayı dilini büküp kafaya koymuş. Bu ameliyatla kargaya bir kaç söz  konuşturulurmuş. Karga, bacının uğraşa uğraşa bellettiği şu iki sözü söylermiş; 1- Halit baba, nerede o, nerede o? 2 - Bakkalll!..

 Bu Bakkalll!.. haykırışı, Kırkçeşme Çıkmaz terazi sokağının başındaki Rum Bakkalı çağırışı...

 Yaz gelince, bacı, kafesi açık pencerenin önüne asarmış ve karga cenapları keyiflenince başlarmış yine nağmesine, Halit baba, nerede o, nerede o? Arkasından da o çığlık: Bakkalll!..

 Karga bu çağrıyı o kadar tabii bir insan sesi ile yapaarmış ki bakkal hemen "efendim" diye dükkandan fırlar, sokağa dalarmış. o zaman alaycı, muzip karganın sokağı çınlatan kahkahası...

 Bakkal Yordan bu kargadan o kadar bıkmış, bakıcıya o kadar dert yanmış, şikayet etmiş ki nafile! bacı lafı anlar mı? Karga, yaz güneşine karşı, kafesin içinden Bakkalll diye narayı atmakta. Fakat işin daha tuhafı, bakkalın aldandığı da oluyormuş, sahiden çağrıldığı zaman da kargadır diye dükkandan çıkmıyormuş.

 Bu karga sonra ne olmuş? Onu da anlatayım.1894'deki büyük depremde (Hani Tevfik Fikret'in "Bin üç yüz ondu.. henüz dün bu köhne izbeye sen misafir olmuştun..." dediği depremde) Bakırköy'de bahçeli bir evde oturuyormuşuz. O tarihte ben henüz üç yaşındayım. Üç yaş... Yetmişimi aştıktan sonra bunu söylemek insana biraz tuhaf geliyor. Ne ise bu tarafını geçelim. Annem henü sağ. Depremin korkusundan ailem günlerce bahçede bir çadır kurup oturmuşlar. O telaşla bizim bacı karganın yemini ve suyunu unutmuş. İki gün sonra kargacık ölmüş. O yıl mı, ertesi yıl mı, bacı da sizlere ömür.

Halit Fahri Ozansoy - Eski İstanbul Ramazanları


24.01.2016

Döndürme

Döndürme Döndürme Uşak'ın Ulubey ilçesinin geleneksel böreği döndürme ile tanıştıralım sizi. Eskiden şimdiki gibi teknolojik ocaklar, fırınlar vs yokken bahçede yakılan bir ateşin üzerine konan saç veya tepsi sürekli döndürülerek pişirildiği için ismi döndürme olan böreğimiz Ispanaklı, Bal kabaklı, patatesli, peynirli veya kıymalı olaarak yapılır ama en çok tercih edileni Bal kabaklı ve Ispanaklı, yukarıda resimde gördüğünüz döndürme'nin yarısı Bal Kabaklı diğer yarısı da Ispanaklı idi.

2.01.2016

Arap Abdullah'ı kızdıran Kel Hasan

 İkinci meşrutiyetten evvelki Abdulhamit devrinin namlı kabadayıları arasında bir Arap Abdullah varmış ki maazallah! On ikiler diye anılan Aksaray'lı kabadayıların elebaşısı, kuru, uzun boylu, kafası traşlı, elmacık kemikleri çıkık, yaz kış ayağında çizme, sırtında kukuletalı bir sako ile gezmekte. Belinde saldırması, çizmesinin kenarında bıçağı, elinde gümüş saplı kamçısı. Kendisi aslen Kürt'müş, Süleymaniyeli. Fakat yüzünün koyu esmerliğinden dolayı Arap lakabını takmışlar. Babası öldükten sonra büyük bir servete konuyor, fakat bütün bu mirası İstanbul'da hovardalıkla yiyip bitiriyor. Aksaray'daki bir kahvede ve Çukurçeşme'deki semai kahvesinde  etrafına dehşet saçanlardan. Avenesi ile beraber işi gücü kadın ve oğlan peşinde koşmakmış. Hakkında yazılanlar onu böyle anlatıyor. On ikiler, Arabın reisliğinde her gün bir vak'a çıkarmadan rahat edemiyorlar. Ev taşlamak, cam çerçeve kırmak, adam dövmek, vurmak, vuruşmak, gelenekleri ve cibiliyetleri iktizası. Buna rağmen, Arap Abdullah'ın sayısız suçları zabıtaca her zaman samanaltı edilmektedir. Çünkü kurnaz herif sarayın kilercibaşısına çatmış, o da Abdullah'ı Abdulhamit'e övmüş ve itimadını kazandırmış. Meşhur Fehim Paşa da bunu tutunca artık kim karşısına çıkabilir. Bir adam da öldürmüştür bir akşam Direklerarasında, öldürdüğü adam şehrin kendisinden daha korkunç, daha belalı, Çerkes mehmet isminde biri.İlk önce çerkes Mehmet Abdullah'a bıçkla saldırmış, fakat Abdullah daha atik davranarak onu oracıkta ölü oarak yere sermiş. Mahkemede de “müdaffa-i nefs” maddesine uyularak beraatine karar verilmiş. İşte Arap Abdullah böyle bir adam. Şimdi bunun Kel Hasan ile olan macerasını anlatayım. Bu macerayı bir gün, Alay Köşkündeki Güzel Sanatlar birliğinde misafir bulunan komik Naşit anlatmıştı da Arabın konuşmasını taklit ederek anlattığı bu hikayeyi dinleyen Vasfi Rıza Zobu bile gülmekten kırılmış, iskemlesinden yuvarlanır gibi de olmuştu. Artık anlayın.

 Efendim, bu hikaye şu; Bir Ramazan akşamı, devrin çok kibarlarından ve saraya mensuplarından biri birçok davetlileri arasında iftara Arap Abdullah ile Kel Hasan'ı da davet etmiş. Nedense, Arap Abdullah Hasan'ı tanımamış. İftar sofrasında nükteler savuran Kel Hasan'a ilk önce ev sahibi kendi eliyle ikramda bulunmuş, bunu gören Abdullah da “büyük bir adam bu Hasan Efendi” diyerek bütün yemek süresince Hasan'a yapmadığı ikram, dökmediği dil ve saygı kalmamış. Nihayet iftar bitiyor, Arap Abdullah da birisine soruyor: “Bu Hasan Efendi ne vazifededir?” Oyuncudur cevabını alınca şaşırıyor ve müthiş içerliyor.
Artık bıçaksız bir intikam alacaktır Kel Hasan'dan. Nasıl mı? Her akşam letafet apartmanı altındaki gazinoda pencerenin önünde oturup iftar saatini bekleyen hasan Efendiye kaldırımdan sesleniyor: “Nasılsın Kel Hasan Efendi”. Hasan Efendi sinir içersindedir. Bir değil, iki değil, her akşam böyle. Nihayet kendisini iftara çağıran o nüfuzlu zatın konağına giderek derdini anlatıyor. Onun bu şikayeti üstüne beyefendi de: “Merak etme Hasan Efendi, ben o Araba tenbih ederim, bir daha böyle bağıramaz, canı azar istemiş anlaşılan!” diyor. Gerçekten ertesi gün Arap Abdullah'ı çağırtarak bir daha ona “Kel Hasan diye bağırdığını duymayayım” diyor. Arap, “Başüstüne efendimiz” diyerek huzurundan çıkıyor. Şimdi yine o akşam Hasan Efendi yaz mevsimi olduğundan gazinonun penceresi önünde oturmuştur. İçi de rahattır, bir daha kendisine karşıdan “Kel Hasan” diye bağırmayacak o Arap. İşte Hasan Efendi bu iç rahatlığı ile sokağı ve gelip geçen piyasacıları seyrederken birdenbire karşı kaldırımda yine Arap Abdullah meydana çıkıyor ve bu sefer sesinin gücü yettiği kadar bağırıyor.
Kel Hasan Efendi... Kel Hasan Efendi... Beye söz verdim, bir daha sana Kel Hasan Efendi demiyeceğim!...
 Komik-i şehirin o andaki çehresini bir düşünmeli!

Halit Fahri Ozansoy – Eski İstanbul Ramazanları